özel bir site

18/4/2009 · Kategori: ne var ne yok

Sarap, sen benim günümsün, güneşimsin
Öyle bir dolsun ki seninle içim,
Bir tanidik görünce yolda Sarap, sen benim günümsün, güneşimsin
Öyle bir dolsun ki seninle içim,
Bir tanidik görünce yolda
'Ne o şarap, nereye böyle' desin…"

Ömer Hayyam

Bir çok sarap sever tanir Hayyam'ı. En az sarap kadar ünlüdür sarap üzerine dizeleri. Döneminin en ünlü matematikçisi ve astronomu sayilan Hayyam'in basarisini biraz da saraba borçlu oldugunu söyleyebiliriz herhalde. Yoksa o kadar ilham nereden alinir ki?

Sarap bir içki degildir, bir kültürdür. Tiyatronun mesela, bağbozumu
festivallerinden dodugu rivayet edilir. Sinemanin da içindedir sarap, öyle ki Tollo'da uluslararasi bir "Sinema ve sarap Festivali" vardir, her yil on binlerce sinema ve sarap asigini bir araya getiren.

Sarap içerken kadehinize dikkatle bakin bundan sonra. Günesin gülümseyen yüzünü göreceksiniz kadehte çünkü. Sizi mest edenin alkol oldugunu mu saniyorsunuz,yaniliyorsunuz o zaman. Alkol sarhos etmez adami; asmanin yapragindan, üzümün kabugundan yavasça süzülen günestir basinizi döndüren.

sarabi yapan bile fark etmeden süzülür siseye, yavasça girer koluna üzüm özünün ve ölümcül bir güzel gibi döner etrafinizda. Siz daha ilk turunuzu tamamlayamadan kendi dünyanizin etrafinda, o sizi kapip koyverir kendi diyarlarina.

Madem sarap güzellestirir, serefinize

Şarap nedir ?
Şarap üzüm suyunun fermente edilmesi ile elde edilen alkollü bir içecektir.Üzüm dışında diğer meyvelerden yapılan şaraplar, her zaman isimlerine göre adlandırılır. Şarap içerisinde %87.7 oranında su, %11 oranında alkol, %1 oranında asit ve %0.2 oranında tanin bulunmaktadır.
İlk olarak, üzümlerin bağ içinde, uygun bir şeker miktarına (%18 veya daha fazla oranda) ve asit seviyesine ulaşana dek olgunlaşmalarına izin verilir. Bağlarda olgunlaşma esnasında, üzümler küf, maya ve bakteriler tarafından bozulmuş olabilir. Genelde bu bozulmalar arzu edilen tat ve koku oluşumuna engel olurlar ve istenilmeyen asetik asit ve oksitlenmiş tatları açığa çıkarırlar fakat beyaz üzümün Bortiritis sinera adı verilen küf mantarı ile bozulmuş olması çok avantajlı bir durumdur. Beyaz üzümün bu küf ile bozulması, üzüm suyunun konsantresinin artmasını sağlar ve şaraba kendine özgü bir aroma verir.
Şarap yapımında ikinci bir aşama ise üzümlerin çeşitli maya ve laktik asit bakteriler ile fermantasyonunu sağlamaktır. Üzümler, üzümün kendisi ile (üzüm yüzeyi, yapraklar veya sapı) veya çevresel etkilerle (tanklar, fıçılar, hortumlar) gelen mayalara baskın şarap mayaları eklemek suretiyle fermente edilebilirler. Seçilen maya kültürünün eklenmesi ile aroma kaybetmeksizin tam bir fermantasyon sağlanarak lezzet kalitesi iyi olan bir şarap üretilebilir. Fermantasyon sicaklığı ve seçilen mayanın karekteristik özellikleri, üretilen aromanın miktarını ve çeşidini belirler. Kendiliğinden oluşan fermantasyon esnasında farklı fermantasyon safhalarında farklı maya dizileri ürer. Bundan dolayı bir şarap üreticisi kendiğinden oluşan(spontan) fermantasyonları; istenilmeyen mikroorganizmalar tarafından kaynaklanan zehirlenme riskini azaltmak için dikkatli bir şekilde kontrol etmelidir. Başarı ile oluşturulmuş spontan fermantasyonlar, duysal özelliklere bağlı olarak bol aromalı şaraplar üretebilirler örneğin: tat ve kıvam meyve suyu aromalarından elde edilir.
Diğer bir maya fermantasyonu ise malolaktik fermantasyon olarak bilinen, laktik asit bakterileri tarafından elde edilen ikinci bir fermantasyondur. Proses esnasında laktik asit bakterileri malik asiti, laktik asit ve karbondioksite dönüştürürler. Bunu sonucunda şarap asitliği düşer. Bakterilerin metabolik aktiviteleri aynı zamanda şarabın meyve aromasını değiştirir ve bazı aroma bileşikleri sağlarlar. Sicaklık, pH, diğer enerji kaynakları malik asit kullanım hızını etkiler.
Fermentasyonu takiben, şarabın filtrasyon ile duruluğu sağlanır ve daha sonra şarap stabilize(dengeleme) edilir. Şarabın tadı; tahta fıçılarda, paslanmaz çelik tanklarda ve cam şişelerde saklanma süresi içerisinde değişmeye devam edebilir. Prosesin bu safhasında çeşitli maya ve bakteriler şarap içerisinde yer alabilir, bu yüzden şarap tadı değişebilir. Bu mayaların genelde zehirleyici mayalar olduğu düşünülebilir. Mikroorganizma tipine ve büyüme miktarına bağlı olarak hoş olmayan koku ve tatların yerine istenilen meyve aromaları konulabilir. Farklı şaraplar farklı sürelerde (kimisi kısa sürede kimisi ise uzun sürede) yıllandırma sonucunda arzu edilen özelliklerine ulaşırlar.

'Ne o şarap, nereye böyle' desin…"

Ömer Hayyam

Bir çok sarap sever tanir Hayyam'ı. En az sarap kadar ünlüdür sarap üzerine dizeleri. Döneminin en ünlü matematikçisi ve astronomu sayilan Hayyam'in basarisini biraz da saraba borçlu oldugunu söyleyebiliriz herhalde. Yoksa o kadar ilham nereden alinir ki?

Sarap bir içki degildir, bir kültürdür. Tiyatronun mesela, bağbozumu
festivallerinden dodugu rivayet edilir. Sinemanin da içindedir sarap, öyle ki Tollo'da uluslararasi bir "Sinema ve sarap Festivali" vardir, her yil on binlerce sinema ve sarap asigini bir araya getiren.

Sarap içerken kadehinize dikkatle bakin bundan sonra. Günesin gülümseyen yüzünü göreceksiniz kadehte çünkü. Sizi mest edenin alkol oldugunu mu saniyorsunuz,yaniliyorsunuz o zaman. Alkol sarhos etmez adami; asmanin yapragindan, üzümün kabugundan yavasça süzülen günestir basinizi döndüren.

sarabi yapan bile fark etmeden süzülür siseye, yavasça girer koluna üzüm özünün ve ölümcül bir güzel gibi döner etrafinizda. Siz daha ilk turunuzu tamamlayamadan kendi dünyanizin etrafinda, o sizi kapip koyverir kendi diyarlarina.

Madem sarap güzellestirir, serefinize

Şarap nedir ?
Şarap üzüm suyunun fermente edilmesi ile elde edilen alkollü bir içecektir.Üzüm dışında diğer meyvelerden yapılan şaraplar, her zaman isimlerine göre adlandırılır. Şarap içerisinde %87.7 oranında su, %11 oranında alkol, %1 oranında asit ve %0.2 oranında tanin bulunmaktadır.
İlk olarak, üzümlerin bağ içinde, uygun bir şeker miktarına (%18 veya daha fazla oranda) ve asit seviyesine ulaşana dek olgunlaşmalarına izin verilir. Bağlarda olgunlaşma esnasında, üzümler küf, maya ve bakteriler tarafından bozulmuş olabilir. Genelde bu bozulmalar arzu edilen tat ve koku oluşumuna engel olurlar ve istenilmeyen asetik asit ve oksitlenmiş tatları açığa çıkarırlar fakat beyaz üzümün Bortiritis sinera adı verilen küf mantarı ile bozulmuş olması çok avantajlı bir durumdur. Beyaz üzümün bu küf ile bozulması, üzüm suyunun konsantresinin artmasını sağlar ve şaraba kendine özgü bir aroma verir.
Şarap yapımında ikinci bir aşama ise üzümlerin çeşitli maya ve laktik asit bakteriler ile fermantasyonunu sağlamaktır. Üzümler, üzümün kendisi ile (üzüm yüzeyi, yapraklar veya sapı) veya çevresel etkilerle (tanklar, fıçılar, hortumlar) gelen mayalara baskın şarap mayaları eklemek suretiyle fermente edilebilirler. Seçilen maya kültürünün eklenmesi ile aroma kaybetmeksizin tam bir fermantasyon sağlanarak lezzet kalitesi iyi olan bir şarap üretilebilir. Fermantasyon sicaklığı ve seçilen mayanın karekteristik özellikleri, üretilen aromanın miktarını ve çeşidini belirler. Kendiliğinden oluşan fermantasyon esnasında farklı fermantasyon safhalarında farklı maya dizileri ürer. Bundan dolayı bir şarap üreticisi kendiğinden oluşan(spontan) fermantasyonları; istenilmeyen mikroorganizmalar tarafından kaynaklanan zehirlenme riskini azaltmak için dikkatli bir şekilde kontrol etmelidir. Başarı ile oluşturulmuş spontan fermantasyonlar, duysal özelliklere bağlı olarak bol aromalı şaraplar üretebilirler örneğin: tat ve kıvam meyve suyu aromalarından elde edilir.
Diğer bir maya fermantasyonu ise malolaktik fermantasyon olarak bilinen, laktik asit bakterileri tarafından elde edilen ikinci bir fermantasyondur. Proses esnasında laktik asit bakterileri malik asiti, laktik asit ve karbondioksite dönüştürürler. Bunu sonucunda şarap asitliği düşer. Bakterilerin metabolik aktiviteleri aynı zamanda şarabın meyve aromasını değiştirir ve bazı aroma bileşikleri sağlarlar. Sicaklık, pH, diğer enerji kaynakları malik asit kullanım hızını etkiler.
Fermentasyonu takiben, şarabın filtrasyon ile duruluğu sağlanır ve daha sonra şarap stabilize(dengeleme) edilir. Şarabın tadı; tahta fıçılarda, paslanmaz çelik tanklarda ve cam şişelerde saklanma süresi içerisinde değişmeye devam edebilir. Prosesin bu safhasında çeşitli maya ve bakteriler şarap içerisinde yer alabilir, bu yüzden şarap tadı değişebilir. Bu mayaların genelde zehirleyici mayalar olduğu düşünülebilir. Mikroorganizma tipine ve büyüme miktarına bağlı olarak hoş olmayan koku ve tatların yerine istenilen meyve aromaları konulabilir. Farklı şaraplar farklı sürelerde (kimisi kısa sürede kimisi ise uzun sürede) yıllandırma sonucunda arzu edilen özelliklerine ulaşırlar.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

YALANI YAKALAMA YOLLARI

6/4/2009 · Kategori: ne var ne yok

  • Yalan söyleyen kişi göz temasında bulunmamaya çalışır, göz göze gelmemek için elinden geleni yapar.
  • Yalan söyleyen ya da bir gerçeği saklayan kişi, ellerini ve kollarını daha az kullanır.
  • Soru sorulduğunda elleri sımsıkı kapanıyor veya avuçları aşağı dönüktür.
  • Ellerini yüzüne ya da boynuna doğru götürüyor olabilir. Bunun haricinde bedeniyle pek temas kurmaz.
  • Verdigi cevap nedeniyle içinin rahat olduğunu göstermeye çalışan kişi belli belirsiz kaçamak bir şekilde omzunu silker.
  • El ve kol hareketleri ile soylediği sözler arasında zamanlama hatası vardır.
  • Şaşırmış, korkmuş ya da mutluymuş rolü yapıyorsa, yüzünde beliren ifade, ağız bölgesiyle sınırlı kalacaktır.
  • Genellikle yalan söyleyen kişinin sırtı dik pozisyonda değildir.
  • Kendisini itham eden insandan uzaklaşmak isteğiyle muhtemelen bakışlarını kapıya doğru çevirir.
  • Konuştuğu insanla ya çok az fiziksel temas kurar ya da hiç kurmaz.
  • İşaret parmağını ikna etmek istedigi kişiye yöneltmez.
  • Kendisini itham eden kişiyle arasına bir takım nesneler koyar.
  • Bilinçaltından sızan gerçek duygular, düşünceler ve niyetler dil sürçmesi şeklinde ortaya çıkar.
  • Karşısındaki kişi anlattığı hikayeye inanana kadar fazladan bilgi vermeye devam eder.
  • Sorulara asla doğrudan cevap vermez, dolaylı olarak ima eder.
  • Yalan söyleyen kişi, ‘ben, biz ve bizim’ gibi zamirleri ya çok az kullanır ya da hiç kullanmaz.
  • Kullandığı kelimeler açık ve net olmayabilir.
  • Sorulan soruya oranla aşırı bir tepki gösterir.
  • Bütün sorularınıza cevap verebilir ama kendisi size soru sormaz.
  • Konu değiştirildiğinde rahatlar ve gerginliği azalır.
  • Haksız yere suçlandığına sinirlenmez. ‘gerçegi söylemek gerekirse’, ‘dürüst olmak gerekirse’ ve ‘neden yalan söyleyeyim ki’ gibi cümleler kullanır.
  • Soruyu önceden düşünmüş ve cevabı hazırlamıştır.
  • Sorunuzu tekrar etmenizi ister ya da soruya soruyla karşılık verir.
  • Konuşmasına, ‘yanlış anlamanı istemem ama’ gibi bir cümleyle başlar.
  • İlginizi dağıtmak için şaka yapar ya da dalga geçer.
  • Daha ayrıntılı açıklama gerektiren konuları sıradan bir şeymiş gibi aktarır
  • Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

    Pusulayı kim icat etti?

    6/4/2009 · Kategori: ne var ne yok

     

    Pusulayı kim icat etti? Pusulayı MS 100 yılında Çinliler icat etti. Manyetik bir ortamda serbest bırakılan bir objenin kuzeye yöneleceği prensibinden hareketle pusulanın keşfi gerçekleşti.

    Telgraf: William Cooke ve Charles Wheatstone adlı iki İngiliz1837 yılında , teller üzerinden elektrik akımı göndererek mesaj iletmeyi başardılar. Böylece ilk elektrikli telgraf makinesı ortaya çıktı. Elektrik akımı, alıcı cihazın kadranındaki bir dizi iğneyi hareket ettirerek ulaştırılacak mesajın ekranda belirmesine yardımcı oluyordu.

    Mors Alfabesi: 1843’ te Samuel Morse, telgraf mesajlarında nokta ve çizgilerden oluşan ünlü Mors Alfabesi’ ni geliştirdi. Morse, Baltimore’ den Washington’ a uzanan 60 km’ lik bir telgraf hattı kurarak, hattı başkanlık seçimleriyle ilgili haberleri iletmek için kullandı.

    Pusulayı kim icat etti? Pusulayı MS 100 yılında Çinliler icat etti. Manyetik bir ortamda serbest bırakılan bir objenin kuzeye yöneleceği prensibinden hareketle pusulanın keşfi gerçekleşti

    Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

    aşerme

    6/4/2009 · Kategori: ne var ne yok

    Hamilelik esnasında kadınların aşerme`si hemen hepimizin bir şekilde duyduğu bir konudur. Gerçekte ise, bazı kadınlar bu durumu yaşarken, bazıları yaşamaz.

    Beslenme uzmanları aşerme`nin, gıdanın kendisine değil, vücutta yarattığı etkiye yönelik olduğunu söylüyorlar. Ayrıca beslenme şeklinizdeki bir dengesizlikten de ortaya çıkabiliyor. Örneğin tahıl açısından zengin bir diyetle besleniyorsanız, yağ ve tatlılara karşı aşırı bir arzu duymaya başlayabilirsiniz; ya da protein açısından zengin bir beslenme şekli, gene şeker yeme istediğini, bol şeker tüketimi de, tuzlu yeme arzusunu artırabilir.

    Pek çok kadın, hamilelik esnasında tat ve koku alma duyularında değişiklik gözlemler. Örneğin, bazı kadınlar hamileliğin ilk safhalarında ağızlarında metalik bir tat olduğundan bahsedebilir. Bu türden değişiklikler de, bazı besinlere duyulan isteği ve diğerlerine duyulan isteksizliği açıklayabilir.

    Aşerme, bazı kadınlarda duyguların bilinç seviyesindeki, ya da bilinç altındaki karşılığı şeklinde de ortaya çıkabilir. Örneğin çocukluğunuzda sevdiğiniz bir şeyi yemek isteyebilir, ya da din veya kültürünüzle özel bir bağlantısı olan bir besini tüketmek isteyebilirsiniz. Özellikle de hala aynı çevrede yaşıyorsanız. Alışılagelmedik gıdaları arzulamanız, hamile olmak gibi özel bir duruma dikkat çekmek için kullandığınız size özel bir yol olabilir.

    Hamilelik sırasında, aşerme`nin aksi bir durum da meydana gelebilir. Yani kahve ve alkol, ya da kızartma gibi bazı yiyecek ve içeceklere karşı isteksizlik oluşabilir. Bu, çoğunlukla mide bulantıları sebebiyle olur.

    Tüm bunların yanı sıra ortaya çıkabilecek bir diğer durum da tıpta pika olarak adlandırılmaktadır. Pika, yenilebilir olmayan, sabun, macun, toprak gibi maddeleri yeme arzusudur.

    Beslenmede çelişkiler
    Gebelik esnasında yaşanan aşerme durumu bazen etik problemlere de sebep olabilir. Örneğin pek çok vejetaryen kadında ete olan isteğin arttığı gözlemlenmiştir. Hamilelikte vücudun proteine olan ihtiyacı artar. Belki de bu nedenle bu tür bir arzu, vücudun gönderdiği bir mesaj olarak algılanabilir. Buna cevap olarak bazı kadınlar sadece hamilelik boyunca da olsa et yemeye başlarken, bazıları da balık ve baklagillerle bu açığı kapamaya çalışırlar. Daha çok yumurta ve peynir yiyip, süt içmek de aldığınız proteini artırmanın iyi bir yoludur.

    Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

    Gerdek Gecesi

    6/4/2009 · Kategori: ne var ne yok


    Nikahtan sonra, zifaf (gerdek) gecesi, evlilik hayatının en mühim bir dönemidir. Eşler mümkün mertebe temizliğe riayet etmelidir. Temiz ve güzel kıyafet, ilk gecede etkili olur. Zifaf odası tenha, emniyetli bir yerde olmalıdır. Damadın, evlilik tecrübesi olan, güvenilir bir sağdıçın tavsiyelerinden istifade etmesinde mahzur yoktur. Fakat, sağdıç olmasa da olur.

    Damat şunu yapmayı ihmal etmemeli:


    Resulullah efendimiz, Hazret-i Fatıma’yı Hazret-i Ali’ye tezvic ettiklerinde buyurdu ki:

    (Ya Ali! Gelini kendi evine götürdüğün zaman, çorabını ayağından çıkar. Ayağını yıka. O suyu evin bütün köşelerine saç. Böyle yapınca, Allahü teâlâ senin evinden yetmiş türlü fakirliği dışarı çıkarır. Yetmiş türlü bereketi evine dahil eder. Yetmiş rahmeti sana nazil kılar. O gelin ile ve onun bereketi evin köşelerine erişir. O gelin, delilikten ve diğer hastalıklardan emin olur.)

    İlk gecede eşlerin dikkat etmeleri gereken bazı hususlar:

    İlişki konusunda çok kimse bilgisizlikten bunalımlara düşmektedir. Bunun için önce cimanın ne olduğunu iyi bilmek gerekir. İyi bilinmez ve yanlış yapılırsa huzursuzluk zamanla artarak ailenin yıkılmasına sebep olabilir. Bunun için bu mahrem bilgileri lüzumu kadar öğrenmek gerekir.

    Her şeyden önce, eşler birbirine çok samimi, nazik ve yumuşak davranmalı, sevgi ve şefkatle yakınlaşmalıdır. Erkek, eşini gerdeğe psikolojik yönden iyice hazırlamalıdır. Ona cesaret vermeli; endişelerinin yersiz olduğunu, onu da rahat bir atmosferde konuşturarak izah etmeli. Eşini incitecek küçük davranış, hatta imadan sakınmalı. Eşinin, özellikle bu gecede sevgi ve şefkat görmeye, iltifat işitmeye çok ihtiyacı olduğunu bilmeli.

    Erkek aceleci ve kaba olmamalı. "Artık evlendik, ona istediğim gibi sahip olurum" gibi bir düşünce son derece yanlıştır. Cima, sevgi oyunları sırasında meydana gelen bir olaydır. Temasa her iki tarafın da aktif şekilde katılması gerekir. Nitekim Resulullah efendimiz de bu hususa dikkat çekerek, erkeğin, eşinin haklarına da riayet etmesini istemiştir. Cinsi tatmin, kadının da hakkıdır.

    Genç kız da eşinin heyecan ve sevgisini paylaşmalı, kendisini ona tabii ve fıtri bir şekilde, isteyerek teslim etmeli. Cimanın bir yaratılış vazifesi olduğunu düşünmeli, mana ve hikmetlerini hatırlamalı, sevgisine ve yaratılış özelliklerine güvenip, yersiz korku ve endişelerden sıyrılmalı.

    Düğünün stresli ve gergin ortamından sonra eşler, uykusuz, yorgun düşebilir. Bu bakımdan cimaya çoğu zaman hazır olmazlar. Bu durumda, ilk cima tehir edilebilir. Bunun hiç mahzuru yoktur; aksine çok faydası olabilir.

    İlk gece
    , eşler için en meraklı heyecanların yaşandığı andır. Yıllar yılı beklenen, hasretle gözetlenen, genç kız ve delikanlının rüyalarını süsleyen, sevinçli, tatlı ve heyecanlı bir zaman. Daha önce gayrı meşru hayat yaşayan bu duygudan mahrum kalır.

    Damat, tebessüm ve nezaketle içeriye girmeli, geline selam vermeli ve onu tebrik etmeli. Moral verici sözlerle gelinin gönlü alınmalı, heyecanını yatıştırmaya çalışmalı. Gelin de ona güler yüzle karşılık vermeli, lüzumsuz somurtkanlık ve çekingenlik göstermemeli.

    Bu gece, iki rekat nafile namaz kılıp dua edilir. Gelinin ayağı bir leğende yıkanır, odanın köşelerine serpilir. Bugünlere kavuşmanın şükrü ve gelecek günlerin saadeti için, Allahü teâlâya dua edilir. Bu arada, oturup, bir müddet sohbet etmeli. Böylece, fazla heyecan atılmaya çalışılır.

    Her kız, bu ilk gecede, az-çok ürkeklik ve çekingenlik gösterir, utanır, sıkılır. İlk defa bir erkekle baş başa buluşmanın, ona açılmanın utancını hisseder. Bu hâli, gayet tabiidir, hoş karşılanmalı.

    Erkek kızı hiç sıkmadan ve zorlamadan, samimi bir yakınlık göstermeli, ürkekliğini gidermeye çalışmalı. Kız konuşmaktan, ona açılmaktan çekinse bile, erkek samimi sohbet ve yakınlığı sabırla sürdürmeli, onun gönlüne yavaş yavaş girmeli. Kızın sessizce dinlemesi ve ara sıra hafif karşılık vermesi de kâfidir. Bütün mesele, öpüp okşayarak kızı cimaya hazır vaziyete getirmektir! İlk gecenin değişmez bir ölçü olmadığı unutulmamalı. İlk gece yalnızca bir başlangıçtır. İlk deneme başarısız olabilir, bu normal kabul edilmeli.

    İnancı gereği kadından uzak kalan erkek, çoğu zaman kadını yakından gördüğünde veya dokunmasıyla hemen boşalabilir. Ümitsizliğe kapılmayıp, yarım saat kadar sonra ön hazırlıktan sonra, tekrar harekete geçilir. İkinci halde ilk heyecan geçip hemen boşalma olmayacağı için ön hazırlık daha rahat şekilde yapılabilir. Bu durum çok önemlidir. Bu durumu bilip kendilerini buna göre ayarlayan eşler rahat eder. Olduydu olmadıydı endişesine kapılmaz. Çünkü bu normal bir olaydır. Birkaç saat dinlenilebilir veya ertesi güne tehir edilebilir. Böyle bir durumda genç kız da durumu kabul etmeli, anlayışla karşılamalı.


    Temas başarıyla sonuçlanınca, erkek mutluluk hislerini eşiyle paylaşmalı, ona teşekkürlerini sunmalı ve bütün bir hayat boyunca saadetlerinin devamı için dua etmelidir.


    Zifaf gecesinde kızda ürkeklik ve çekingenlik görüldüğü zaman, erkek, ilk karşılaşmanın normal bir neticesi olan bu hâli hoş karşılamalı, lüzumsuz telaş ve sabırsızlık göstermemeli. İlk geceki kabalıktan doğacak ürkeklik, incinme ve tatsızlık, daha sonra uzun müddet silinmeyen etkisini gösterir. Bunun gibi, o gecenin sabır ve nezaketinin mükafatı da sonradan görülür.

    İlk olarak bir erkekle buluşmak, yıllarca barındığı ailesinden ayrılıp, yeni bir aile hayatına girmek, bir kız için elbette çok önemli bir olaydır. O anda, erkeğin geniş şefkat ve sevgi kanatlarına ihtiyacı vardır. Bir kadın, kendisiyle buluştuğu ilk erkeği asla unutmaz. Eğer kadın ilk zifaf gecesinde tatlı heyecanlar yaşamışsa, sevgi, sabır, nezaket ve geniş bir anlayışla karşılaşmışsa, o erkeğe ömür boyu minnettar kalır. Bu ilk olay, kadın için unutulmaz bir hatıradır. Hatta o adam o kadını sonradan terk etse, hayal kırıklığına uğratsa bile, kalbindeki o esrarlı hatıra daima yaşar.


    Gerdek Gecesi

    Erkeklik gösterisi sanılan, "kedinin bacağını ayırmak" gibi kabalık uygun değildir. Bilhassa bu gece, erkek de çok nazik olmalı!

    "Bir kadın, on senedir kocasıyla garip bir şekilde yaşıyor Ancak ayda bir defa temasta bulunuyor ve bu temas esnasında da kadın tamamen soğuk davranıyor. Gerdek gecesi, kocası bu kadının kalbini kırmış. (Ne zayıfmışsın, hem de çirkinmişsin) demiş. Kadın bunu unutamamış. Kadını yaralayacak, zayıfsın, şişmansın, uzunsun, kısasın, yaşlısın gibi sözlerden uzak durmalı!


    Ön Hazırlık

    Gerdek gecesinde diğer önemli husus da, ön hazırlığın gelini ürkütecek ve gönlünü soğutacak bir vaziyette olmamasıdır. Bunun için bir de, soyunma sırasında dikkatli olmak gerekir. Bir kere damadın gelini kendi eliyle soymaya kalkması doğru değildir. Gelin ve damat, kendi kendine soyunmalı. Çırılçıplak soyunmak da uygun değildir. Ekseriya gelin, erkeğin karşısında ilk defa çıplak olarak görünmekten ve erkeği çıplak olarak görmekten dehşet ve sıkıntıya düşebilir.

    Soyunma sırasında, utanma duygularının korunması için, bu işin de perdelenmesi gerekir. Bunun için ya lamba söndürülmeli veya az ışıklı gece lambası bulundurulmalı. Çıplak vücutla ortada görünmenin vereceği sıkıntıyı hesaba katmalı. Bu durum edebe de aykırıdır. Âişe validemiz, (Ben Resulullahın edep yerini görmediğim gibi, o da benim edep yerimi görmedi) buyuruyor. Müslüman da bu sünnete uymaya çalışmalı!

    Bazı erkekler, zifaf gecesinde hem kendi vücutlarını teşhir eder, hem de kadını tamamen soyarak, kaba ve hoyratça davranışlarıyla, gelini sıkıntı içinde bırakırlar. Bu çok yanlıştır.

    Soyunma olayında, ayakta büsbütün soyunmaya kalkışmamalı, yalnız üstteki kaba elbiseler çıkartılmalı, iç çamaşırları, yorgan altına girdikten sonra çıkarılmalı.

    İlk Temas


    Zifaf gecesinde sevgi oyunu önemlidir. Sevgi oyunu nâzikâne, erkeğin gelini heyecana getirme tekniği mükemmel olduğu zaman, kadın ne kadar utangaç olursa olsun, yavaş yavaş eşine itimadı çoğalmaya ve rahatlamaya başlar. Ondan sonra teslimiyet duygusu artar, çekingenlik yerine arzu doğmaya başlar. Birçok gelini inciten ve ürküten şey, eşlerinin bu gece kaba ve anlayışsız davranmalarıdır. Henüz mahcubiyet içinde bulunan bir gelini, evlilik hayatına yavaş yavaş alıştırmalı. Damat, gelinde arzu uyandırma yollarını aramalı, utangaçlık hislerinden kurtulmasına yardımcı olmalı. Normal bir kadın, belki kocasının arzusunu tahrik etmek için önce çekingen davranır. Aslında o, fethedilmekten hoşlanır. Fakat mukavemetin kaba bir şekilde kırılma teşebbüsünü asla hoş görmez. Bunun için damat, nezâket, sabır ve incelik hususlarını asla gözden uzak tutmamalı. Gelin de, hayatının belki en heyecanlı anlarını yaşayan eşinin başarısını baltalayacak davranışlardan, mümkün olduğu kadar kaçınmalı.

    Bekâretin izâlesi

    Normal vasıfları taşıyan kız ve erkek için, bunun bir zorluğu olmaz. Yapılacak iş; sevgi oyunlarıyla temas ortamı hazırlanır, gelin o safhaya geldikten sonra, yani ilişkiyi kolaylaştırıcı kaygan sıvı gelince, üstten aşağı hafif kuvvette bir tazyikle zifaf ilişkisini tamamlanır. Kız uyarılamaz, kaygan sıvı gelmezse, bir merhem kullanılmalı. Cinsiyet organlarına bir miktar vazelin sürmek bu işi kolaylaştırır. Kızlık zarının yırtılmasında, kanama ve acının hafifletilmesi için eşlerin yatakta alacakları pozisyon önemlidir. Bunun için, genç kız bacakları ayrık ve dizleri bükülmüş vaziyette sırt üstü yatmalı; erkek diz ve dirseklerinin desteğini kullanarak, cinsiyet uzvunu eşinin döl yoluna üst taraftan ve üst kenarı boyunca, aşağı doğru kaydırarak koymalıdır. Burada cinsiyet organının hazneye girişinde, eşinin hazne ağzının tabii açıklığı yardımcı olur. Bu esnada zar gerilir ve yapılan basınçla, umumiyetle iki yerden ve arkaya doğru yırtılır. İşte, sözü geçen hafif ağrı bu anda, zarın direnci ile erkeğin cinsi uzvunun yapacağı güçlü tazyik karşı karşıya geldiğinde duyulur. Böyle bir durumda genç kızın kalçalarını küçük bir hareketle kasarak eşine yardımcı olması iyi olur. Aslında temas öncesinde, genç kızın cinsi bakımdan başarılı bir şekilde uyarılması, temasın her iki taraf için de kolayca tahakkukuna yeterlidir. Cinsi tatmine erişen genç kızın ve erkeğin cinsi organlarında, girişi kolaylaştıracak kaygan sıvılar ifraz edilir.

    Vazelin kullanmak birleşmeyi kolaylaştırır. Ama asıl çözüm, temas öncesi hazırlığın ideal şekilde yapılmasıdır. Kadın, okşama ve sevişme ile hazır vaziyete gelmiş olmalı! Bu olursa, başka bir tedbire ihtiyaç duyulmaz.


    Tahriş, acıma gibi hallerde, sonraki temaslar için 1-2 gün ara vermek iyi olur. Ama bu da şart değildir. Karşılıklı istek varsa, ertesi gün veya birkaç saat sonra temas yapılabilir. Aşırı istek acıyı hissettirmez. Zarın yırtılmasıyla gelen kan durmazsa telaşa mahal yoktur. Genç kız sırt üstü vaziyette dizlerini kaldırıp bacaklarını kasarak bitiştirirse, kanama çoğu zaman kendiliğinden durur. Nadiren de olsa durmayıp aktığı da görülür.

    Gerçekten de cinsi temasa her iki tarafın da ruhen ve bedenen çok iyi hazırlanmış olmaları, erkeğin eşini başarılı bir şekilde uyarması ve her ikisinin de cinsi heyecan bakımından tatminkâr bir seviyeye çıkmaları hâlinde neredeyse hiç acı duyulmaz. Aşırı heyecan, aşırı zevk ağrı hissini ortadan kaldırır. Savaşta ve kavgada yaralanma, neden sonra kan görülmesi ile anlaşılır. Bu arada, eşlerin birbirine yardımcı olması, bilhassa erkeğin çok sabırlı, anlayışlı ve şefkatli olması gerekir.

    Zifaf gecesinde acı duymak korkusu, yabancı bir erkekle en mahrem buluşmanın verdiği utanma hissi ve kızlıktan kadınlığa geçiş gibi, çok önemli bir dönüm noktasında bulunuşu dolayısıyla, kadının göstereceği çekingenliği anlayışla karşılamalı.

    Onu samimiyetle kendisine alıştırdıktan ve ürkeklik hislerini teskin ettikten sonra, nâzik ve yumuşak bir surette birleşmelerini temin etmek, erkeğin vazifesidir. Netice olarak; zifaf gecesinin ilk teması ve sonrasında, dikkatli, sabırlı ve ihtiyatlı olmalı. Bu hususlara dikkat edilmezse, cinsi temastan kadın, zevk yerine acı ve ıstırap duyabilir. İlk zifaf ilişkisinde, arzulanan cinsi zevkin bulunamaması tabiidir

    Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!


    [Sitene Ekle]

    Sitenizesayac.com