Ankara’ya gelenlerin mutlaka görmesi gereken en önemli ve en ihtişamlı tarihi eserlerden biri Atatürk'ün kabrinin bulunduğu Anıttepe'deki Anıtkabir'dir. 1944 yılında başlanan 750 m²'lik mozolenin yapımı 1953 yılında tamamlanmıştır. Mozolenin mimari yapısı kendi döneminin motiflerini taşırken aynı zamanda Osmanlı ve Selçuklu dönemlerine ait mimari özellikleri de yansıtmaktadır. Barış Parkı ve Anıt Bloku (Aslanlı Yol, Tören Meydanı ve Mozole) olmak üzere iki ana bölümden oluşan Anıtkabir kompleksi içerisinde, 10 kule bulunmaktadır. Kent merkezindeki Tandoğan Meydanı'nda yer alan Anıtkabir'e ulaşım kolaylıkla sağlanabilir.
Ankara Kalesi Ankara'nın kültürel varlığına katkıda bulunan ve görülmesi gereken bir diğer önemli yapıttır. Altındağ ilçesinde yer alan kaleye çıktığınızda Ankara manzarasının %90'ını rahatlıkla izleyebilirsiniz. Tarihi M.Ö. II. yüzyıla kadar dayanan Kale iki kapı ve 42 kuleden oluşmaktadır. Kalecik ve Gaver Kaleleri de kültürel ve tarihi açıdan kent için büyük öneme sahiptir. Kalecik, Çankırı yolu üzerinde Ankara'ya 78 km. mesafede, Gâvur Kalesi ise Haymana ilçesi yakınlarında yer almaktadır.
Eğer kentin kültürel yapısını kavramak istiyorsanız kültürel ve tarihi öneme sahip Beypazarı ilçesini mutlaka gezmelisiniz. İlçe, Hitit İmparatorluğu'na kadar uzanan bir geçmişe sahiptir. Eskiçağ evleri ve ilçeye özgü gümüş sanatı hemen gözünüze çarpacak önemli özelliklerdendir.
Ankara’daki Şeyh Hamamı, Türkiye'nin en önemli kaplıcalarına ev sahipliği yapmaktadır. Ankara modern ve büyük parklarıyla aynı zamanda sosyal bir şehirdir. Ankara kedisi, tavşanı ve keçisi ise dünya çapında üne sahiptir.
Müzeler, hamamlar, tapınaklar gibi birçok tarihi yapıt kenti donatmıştır. Anadolu Medeniyetleri Müzesi (Altındağ), Etnografya Müzesi (Namazgâh), Anıtkabir Atatürk Müzesi (Çankaya), Roma Müzesi (Ulus'a 400m mesafede), Gordion Müzesi (Yassıhöyük Köyü), Augustos Tapınağı (Ulus) şehrin tarihini ve kültürünü yansıtan önemli yerler arasındadır.
Kültür ve Eğlence
Ankara'nın kültürel ve sanatsal yönü, bir başkent oluşuna bağlı olarak oldukça gelişmiştir. Devlet Tiyatrosu, Devlet Opera ve Balesi, Başbakanlık Senfoni Orkestrası, Devlet Resim ve Heykel Müzesi, sayısız galeriler, kültürel amatör müzik grupları ve çok fazla sayıda modern park, kentin kültürel, sanatsal ve eğlence yaşamına renk katmaktadır.
Ankara Uluslararası Film Festivali, Ankara Uluslararası Sanat Festivali, Ankara Uluslararası Karikatür Festivali, Ankara Uluslararası Müzik Festivali, Asya-Avrupa Sanat Sergisi kentin en önemli kültürel ve eğlence aktiviteleri arasında yer alır. Ankara'nın en zevk veren parkları Abdi İpekçi Parkı, Altın Park, Botanik Parkı, Kuğulu Park ve Mogan Parkı'dır. Bu parkları dinlenmek, eğlenmek ve gezinti yapmak için tercih edebilirsiniz. Ayrıca Mogan Gölü denize kıyısı olmayan Ankara’da, deniz havasını içine çekmek isteyen ziyaretçiler için mükemmel bir gezi alanıdır.
Ankara caddeleri oldukça farklı gece eğlence alternatifleri ile doludur. Özellikle son yıllarda bu yerler çok fazla gelişme göstermiştir. Arjantin Caddesi şehrin kafe ve bar caddesidir. Gündüzleri burada lezzetli yemekleri tadarken gece de barlarda eğlenebilirsiniz. Sakarya Caddesi özellikle ucuz eğlence imkanlarıyla öğrencilerin gözde mekanlarından biridir. Gündüz insanlar genelde ayaküstü bu caddede atıştırırken gece yine aynı caddedeki barlarda müziğin ritmine kendilerini bırakabilirler.
Yeme İçme
Ankara mutfağı, geleneksel Türk mutfağının yanında yöresel yemekleriyle de meşhurdur. Ornaç, Toyga Çorbası, Ankara Tavası, Arabaşı, Bahçe Kebabı, Cennet Küngü, Batık Helva çok zengin yerel listeden sadece birkaç örnek olarak sayılabilir. Geniş bir çorba, et yemeği, tatlı ve börek menüsü olmasına rağmen kent mutfağında sebzenin yaygınlığından bahsetmek oldukça zordur.
Ne yemeli?
Çorbalar: Keşkek çorbası, dutmaç, toyga çorbası
Et yemekleri: Ankara tavası, calla, çoban kavurma, orman kebabı
Köfteler: Kadınbudu köfte, mucirim köfte, yumurtalı köfte
Börekler: Cızlama, bazlama, kaha, nevzime, yalkı
Tatlılar, kompostolar: Ayva boranası, höşmelim, kabak tatlısı, pertem, kaygana
Alışveriş
Ankara'da alışveriş etmek istediğinizde, aradığınız her şeyi bulabileceğiniz sayısız alışveriş merkezinin sizi beklediğini unutmayın. Ankamall, Arcadium, Optimum, Carrefoursa, Bilkent Center, Mesa Plaza, Karum, Armada, Atakule, Cepa, Panora, 365, Antares, A City, Ankuva, Contour, Galeria, Metro Gross Market, Forum kentteki başlıca alışveriş merkezleri olup Gordion ve Kent Park çok yakında açılacaktır.
Çankaya'da bulunan Atakule Alışveriş Merkezi 125m yükseklikte modern bir alışveriş merkezi olarak şehrin sembollerinden biri haline gelmiştir.
Ulus yakınlarındaki Çıkrıkçılar yokuşu mağazalarıyla ünlüdür. Dokuma, çanak, çömlek ve hasır, Samanpazarı ve Çıkrıkçılar Yokuşu'nda sergilenen kente özgü el sanatları arasında sayılabilir. Bakırcılar Çarşısı antikaları, mücevheri, elbiseleri ve hediyelik eşyaları ile ünlüdür
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
Anadolu'da asırlar boyunca gizli kalmış bir inanç, karın altındaki kardelenler gibi başını göğe uzatıyor; üzerini örten kar ve soğuğa aldırmadan… Renkleriyle göz alıcı, direngenliği ile şaşırtıcı… Bilinmek, sevilmek, korunmak istiyor bu kardelen…Rengini, kokusunu, güzelliğini yalnızca ıssız dağ başlarına çıkanlar değil, herkes fark etsin istiyor.
Sözünü ettiğimiz, hem tarihsel hem de sosyolojik olarak bir kardelene benzettiğimiz şey Anadolu topraklarının çok özgün inancı olan, bilinmeye, keşfedilmeye, fark edilmeye ihtiyaç duyulan Alevilik ve Alevilerin ibadeti cemdir.
Cem nasıl yapılır, Ceme kimler katılır, niye semah dönülür?
Cem Alevilerin, tapınma şekli. Vakıfta, soğuk bir kış akşamında yüzlerce insan aynı mekanda, inanç önderi kabul ettikleri bir dedenin huzurunda toplandı. Kadın- erkek ayrımı yoktu. Ne erkeğin ne kadının cinsiyeti vardı. Çünkü Aleviler, cemevine girdiği anda kimseye kadın veya erkek olarak görmüyorlardı ve her bir insanı "can" kabul ediyorlardı.
Cemevine ilk gelen dede oldu. Kendisine ayrılan posta, niyaz ederek oturdu. Dededen sonra başkaları girdi salona. Ortada boş bir meydan vardı ve gelenler hep bir halka şeklinde oturuyordu. Böylece insanlar birbirlerinin yüzlerini görüyorlardı ki, bunun nedeni Tanrı'nın insan yüzünde tecelli ettiğine inanılmasıydı. İnsan hiç Tanrı'ya sırtını döner miydi? Hayır. O halde insan kutsaldı ve yüzler hep birbirine bakmalıydı.
Cem öyle bir ibadet ki, bu ayini başından sonuna kadar izlemenin ilk ve en önemli şartı, topluluk içindeki herkesin birbiriyle barışık olmasıydı. Bu yüzden ilk önce dargınlar barıştırıldı, anlaşmazlıklar çözüldü. Herkes özüyle sözüyle kalbini temizledi ve sonra birbirine niyaz etti. Niyaz, önce sağ, sonra sol omuz başının öpülmesiydi. Bu, benliğin kırılmasının işareti ve kişisel arınmanın da ilk basamağı idi.
Meydanın temizlenmesinden sonra abdest alındı. Saka, bir elinde ibrik, diğer elinde küçük bir leğen olduğu halde dededen başlayarak halka içindeki herkesin eline su döktü. Aslında bu, sembolik bir yıkanmaydı. Çünkü, bu abdestte sadece parmaklar suya değdiriliyordu ve asıl olan gönül abdesti idi; yani gönlü temizlemekti.
Meydanda, yanan mumlar da vardı. Mum, ışıktı. Karanlıkların aydınlanmasını ve gerçeğe ulaşılmasını sembolize ediyordu. Cem ibadeti süresince "zakir" hep saz çaldı. Nefesler, deyişler söyledi, sazın tellerinden dökülen nağmeler, tevhid (allahın birliğini anış) aşamasında kalabalığı dalgalandırdı. Eller, dizlere vuruldu huşu içinde:
"La ilahe illallah
Ali mürşit, Ali Şah
Ali Haydar, Ali Şah
Şahım eyvallah eyvallah"
Cemi yürüten Dedeler, Salonu tıklım tıklım dolduran kalabalığa öğütler verdi, "elinize, dilinize, belinize sahip olun" dedi. Bunun anlamı şuydu: elinle koymadığını alma, çirkin söz söyleme, kalp kırma, şehvetine tutsak olma. Bu öğütlerinin yanı sıra, Kerbela'da susuz şehit edilenlerin trajedisini anlattı.
Kerbela denilince, gözlerden yaşlar süzülüyordu. Herkes bir anda Arap Yarımadası'nın çöllerinde önce susuz bırakılan sonra başı kesilerek öldürülen birer Hz. Hüseyin (Hz. Ali'nin oğlu) oluyordu. 1400 yıllık bir acı, sanki Kerbela katliamı daha bugün olmuş gibi hüzün veriyor, herkes o acının içinde eriyordu. Zakir'in sazının tellerinden dökülen içli notalara şu sözler eşlik ediyordu:
"Ah Hüseyin vah Hüseyin"
"Yaraların bende İmam Hüseyin"
Gözyaşı dökenler, sonra semaha durdu. Kadınlar ve erkekler meydana çıktılar; deyişler söylenirken, dönmeye başladılar. Onlar dönüyordu. Her biri kendi etrafında dönüyordu. Kendi etrafında dönerken, aynı zamanda yanındakinin de etrafında dönüyordu. Çünkü semah hem dünyanın dönüşünü simgeliyordu.
Yaklaşık 4 saat süren bu ibadetin sonunda topluluğa, dede tarafından dualanmış su dağıtıldı. Su serpilmesinin nedeni Kerbela trajedesi idi. Kadını erkeği, yaşlısı ve genciyle yüzlerce insan sakanın serptiği suyun bir damlasını bile yüzünde hissetmek için çırpınıyordu. Sanki o bir damla su, Kerbela çöllerine düşecekti. Çünkü her biri Hz. Hüseyin'di, her biri çölde su bekliyor gibiydi.
Saka suyunun dağıtılmasıyla birlikte cem sona erdi. Cemevinin kapısından çıkan herkesin eline birer "lokma" tutuşturuldu. Meyve, kek, çörek, börek, pasta türündeki yiyecekler paketlenmiş halde herkese dağıtıldı. İbadetini yapmak üzere cemevine gelenler, bu yiyecekleri yanlarında getirmişlerdi. Herkes maddi gücüne göre katkı koymuştu. Bazılarının getirdiği yarım kilo portakaldı, bazılarının getirdiği 5-6 kilo elmaydı.
Ama cemevinden çıkışta, herkesin payına düşen eşitti. Zenginin varlığı, fakirin yokluğu fark edilmemişti bile…
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!